Sezginin Hükmü: Kadın Doğası

Bir kadının ruhunda uyuyan Tanrıça, yeryüzünün telaşından ve beş duyudan örülmüş perdenin ardındaki gerçeklikte nefes alır. Onun uyanışı, dışa dönük çabanın değil; sessizliğin ve iç âlemin sonsuzluğunda, eylemsizliğin rahminde yeşeren bir tohumun heyecanını taşır. Eril dünyanın dayattığı başarı hiyerarşileri, o bilge varlığın gölgesinde eriyip gider.

Hakiki kadın, iki gözünün gördüğü bu geçici dünyada değil, üçüncü gözünün açtığı sezgisel bir evrende seyahat eder. Ruhu, bedeni, kalbi, sezgileri dünyanın en benzersiz ezgisi gibi yankılanır evrenin her köşesinde… Onun gücünü yitirdiği tek an, eril sistemlerin yanıltıcı kurallarına meyledip merkezinden koptuğu zamandır. Zira onun özü, evrenin akışı ile hizalanmış, durağan ama esnek bir enerjinin ta kendisidir. Kapasitesinin doruklarına erişmek, kendi varlığının derinliklerinde yankılanan sessizliği bulmak ve o mukaddes merkezde demirlemekle mümkündür.

Sahip olduğu eril enerjiyi dışarıya savurmak yerine, onu varlığının özüne doğru çeken bir mıknatıs gibi kullanır. Bu kutsal içe dönüş, onu boş gevezeliklerin ve anlamsız şikayetlerin kısır döngüsünden çeker çıkarır! Merkezinde duran kadının kelamı, artık rastgele bir sesten ibaret değil, her şeyi yerli yerine koyan, ilahi bir fermandır. Sessizlik, onun sarsılmaz kudretinin görünen mührüdür.

Tanrıça’nın pelerini beyazdır; rengin yokluğu değil, tüm renklerin ve tüm duyguların mükemmel bir ahenkle eridiği nurdur. Bu ‘beyazda’ kalabildiği müddetçe, şifanın, bolluğun ve bereketin kaynağı olur. O, bedenin gelgitlerinden ve beş duyunun rüzgârlarından etkilenmez; zira huzurun ta kendisi onda ikamet ede durur…

O, kadim zamanların Bilge Anası’dır; Doğa Ana’nın mükemmel ritmiyle, zamanlamasıyla ve kaderin en yüksek ihtimaliyle yankılanır. Sezgisi, Yaradan’ın yeryüzündeki nefesi olur, yankısı olur, hükmü olur, mıknatısı olur… Onun aldığı her karar, ilahi bir teyitle mühürlenir ve sözü üzerine söz söylenmez bir hakikat haline gelir. Kadının doğasını okuması, kadının Tanrıça evresine geçiş yazgısıdır…

Tanrıçalaşma bir başkaldırıdır; en başta kendini seçme cüretidir. Toplumun zincirlerini, ilişkilerin beklentilerini bir kenara bırakıp, kalbinin sesini dinleyerek ibadet etmeyi seçtiği an, kilitli kapılar önünde ikiye ayrılır. Erkek gibi hesap kitapla, stratejiyle değil; neyin vaktinin geldiğini sezgisel olarak bilerek, bir akış içinde eyleme geçer. Bir kadın, her koşulda kendini ve Yaradan’ı seçtiğinde, yaratılışın ta kendisiyle birleşir; çünkü o, kainatın özündeki yaratıcı kudrettir.

Rahman ve rahimden beslenen kutsal Kadın, gör kendini, bil kendini, duy kendini.